<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?><rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>KIZILDAĞ HUKUK B&Uuml;ROSU</title>
	<atom:link href="https://kizildaghukuk.com/feed/" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>https://kizildaghukuk.com/</link>
	<description>LL.M. Av. &#220;mit KIZILDAĞ</description>
	<lastBuildDate>Thu, 03 Sep 2026 11:05:43 +0000</lastBuildDate>
	<language>tr</language>
	<sy:updatePeriod>
	hourly	</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>
	1	</sy:updateFrequency>
	<generator>https://wordpress.org/?v=7.1</generator>

<image>
	<url>https://kizildaghukuk.com/wp-content/uploads/2026/08/muhur-site-simgesi-512-150x150.png</url>
	<title>KIZILDAĞ HUKUK B&Uuml;ROSU</title>
	<link>https://kizildaghukuk.com/</link>
	<width>32</width>
	<height>32</height>
</image> 
	<item>
		<title>Müteahhitten Daire Aldım, Tapu Verilmiyor: Tapuyu Nasıl Alırım? (2023 Yargıtay Kararı)</title>
		<link>https://kizildaghukuk.com/muteahhitten-daire-aldim-tapu-verilmiyor/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[admin]]></dc:creator>
		<pubDate>Thu, 03 Sep 2026 11:05:42 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Gayrimenkul Hukuku]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://kizildaghukuk.com/?p=1073</guid>

					<description><![CDATA[<p>Kat karşılığı inşaat sözleşmesiyle yapılan bir binada, müteahhitten daire satın almak ülkemizde çok yaygındır. Ancak bina bittikten sonra tapunun bir [&#8230;]</p>
<p><a href="https://kizildaghukuk.com/muteahhitten-daire-aldim-tapu-verilmiyor/">Müteahhitten Daire Aldım, Tapu Verilmiyor: Tapuyu Nasıl Alırım? (2023 Yargıtay Kararı)</a> yazısı ilk önce <a href="https://kizildaghukuk.com">KIZILDAĞ HUKUK B&Uuml;ROSU</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[
<p class="wp-block-paragraph">Kat karşılığı inşaat sözleşmesiyle yapılan bir binada, müteahhitten daire satın almak ülkemizde çok yaygındır. Ancak bina bittikten sonra tapunun bir türlü devredilmemesi de en sık yaşanan sorunlardan biridir. Peki müteahhitten daire aldınız, bina neredeyse tamamlandı ama arsa sahibi ya da müteahhit tapuyu vermiyorsa ne yapabilirsiniz? Tapuyu adınıza almanın yolu var mı? Yargıtay 6. Hukuk Dairesi&#8217;nin 2022/590 E., 2023/159 K. sayılı kararı, bu sorunun çözümünü ve çok önemli bir ayrıntıyı, yani hangi bedelin nasıl yatırılacağını ortaya koyuyor.</p>



<h2 class="wp-block-heading">1. Karara Konu Olan Olay</h2>



<p class="wp-block-paragraph">Arsa sahibi ile müteahhit arasında kat karşılığı inşaat sözleşmesi yapılmıştı. Müteahhit, sözleşme gereği kendisine düşecek dairelerden birini üçüncü bir kişiye, yani davacıya sattı. Alıcı, satış bedelinin önemli bir kısmını ödedi ve daireye yerleşmeyi bekledi. Ancak zaman içinde daire kendisine tapuda devredilmedi. Bunun üzerine alıcı, tapu iptali ve dairenin kendi adına tescili için dava açtı. Davalı taraf ise, alıcının müteahhide olan bazı borçlarının ve binada eksik kalan işlerin bedelinin hesaplanıp, kendisine ödenmek üzere depo edilmesi gerektiğini, yani mahkeme veznesine yatırılması gerektiğini savundu.</p>



<h2 class="wp-block-heading">2. Üçüncü Kişi Tapuyu Doğrudan İsteyebilir mi?</h2>



<p class="wp-block-paragraph">Kat karşılığı inşaat sözleşmesinde müteahhit, kendisine düşecek daireleri henüz tapu kendi adına geçmeden üçüncü kişilere satabilir. Bu satış, alıcıya kişisel bir hak sağlar. Ancak alıcının tapuyu doğrudan alabilmesi, müteahhidin arsa sahibine karşı yükümlülüklerini ne ölçüde yerine getirdiğine bağlıdır. Yani müteahhit binayı sözleşmeye uygun biçimde büyük ölçüde tamamlamışsa, ondan daire alan üçüncü kişi de tapuyu talep edebilir. Buna hukukta yüklenicinin kişisel hakkının üçüncü kişiye temliki denir. Alıcı, müteahhidin arsa sahibinden alacağı hakka dayanarak tescil isteyebilir.</p>



<h2 class="wp-block-heading">3. Kararın Kalbi: Tamamlanma Oranı ve Depo Edilecek Bedel</h2>



<p class="wp-block-paragraph">Bu kararı değerli kılan asıl nokta, tapunun hangi şartla devredileceğidir. Mahkeme keşif yaptırdı ve bilirkişi raporuyla inşaatın yüzde 96,80 oranında tamamlandığını belirledi. Ancak sözleşmede olup da müteahhit tarafından eksik bırakılan işler vardı. Bilirkişi bu eksik işlerin giderim bedelini, ayrıca ödenmemiş belediye ve sosyal güvenlik kurumu borçlarını hesapladı. Bunların toplamı ile alıcının müteahhide olan bakiye satış borcu bir araya getirildi. Mahkemenin yaklaşımı şuydu: alıcı, tapuyu adına alabilmek için bu toplam bedeli mahkeme veznesine depo etmelidir. Çünkü müteahhidin yarım bıraktığı işlerin ve borçların yükü, tapuyu devredecek arsa sahibinin ya da diğer maliklerin üzerinde kalmamalıdır. Alıcı bu bedeli yatırdığında, arsa sahibinin hakkı korunmuş olur ve tapu alıcıya geçebilir.</p>



<h2 class="wp-block-heading">4. Depo Bedeli Güncel Rayiçle Belirlenir</h2>



<p class="wp-block-paragraph">Kararın en çok dikkat edilmesi gereken yönü şudur: depo edilecek eksik işler bedeli, karar tarihine en yakın güncel rayiç değerlere göre belirlenmelidir. Bu ayrıntı çok önemlidir, çünkü bu davalar uzun sürebilir. Eksik işlerin bedeli, dava açıldığı tarihte hesaplanır, ancak yargılama yıllarca sürerse inşaat malzemesi ve işçilik maliyetleri ciddi biçimde artar. Dava başında belirlenen bir bedel, karar anında gerçek maliyetin çok altında kalabilir. Bu durumda düşük bir depo bedeliyle tapu devredilirse, eksik işleri gerçekte tamamlayacak olan taraf zarara uğrar. İşte bu nedenle eksik işler bedelinin, hükme en yakın tarihteki güncel değerlere göre yeniden hesaplanması gerekir. Böylece hem alıcı tapusuna kavuşur, hem de eksik işlerin gerçek maliyeti karşılanmış olur.</p>



<h2 class="wp-block-heading">5. Yapılan En Yaygın Hata</h2>



<p class="wp-block-paragraph">Müteahhitten daire alanların en sık yaptığı hata, sadece satış bedelini ödediklerinde tapunun kendiliğinden geleceğini düşünmektir. Oysa tapunun devri, müteahhidin arsa sahibine karşı borçlarını yerine getirmesine bağlıdır. Müteahhit eksik iş bırakmış ya da borçlarını ödememişse, alıcının bu yükleri karşılaması gerekebilir. İkinci yaygın hata, eksik işler bedelinin dava başındaki eski hesapla ödenebileceğini sanmaktır. Bedel güncel rayiçle belirlendiğinden, uzun süren bir davada bu tutar başta beklenenden yüksek çıkabilir. Bir diğer hata, satış sözleşmesinin ve ödeme belgelerinin düzgün saklanmamasıdır. Alıcının müteahhide ne kadar ödediğini ispatlaması, bakiye borcun doğru hesaplanması için gereklidir.</p>



<h2 class="wp-block-heading">6. Pratik Tavsiyeler</h2>



<ul class="wp-block-list">
<li>Müteahhitten daire alırken, binanın tamamlanma durumunu ve müteahhidin arsa sahibine karşı yükümlülüklerini yerine getirip getirmediğini araştırın.</li>
<li>Tapu devri için, inşaatın tamamlanma oranının ve eksik işlerin bilirkişi raporuyla tespit edileceğini bilin.</li>
<li>Eksik işler ve borçlar için depo edilecek bedelin, karar tarihine en yakın güncel rayiçlere göre belirleneceğini göz önünde bulundurun. Bu tutar başta beklenenden yüksek olabilir.</li>
<li>Müteahhide yaptığınız tüm ödemelerin belgelerini saklayın. Bakiye borcunuzun doğru hesaplanması buna bağlıdır.</li>
<li>Tapu iptali ve tescil davası teknik bir süreçtir. Dava açmadan önce inşaatın durumu ve depo edilecek bedel konusunda hukuki değerlendirme almak hak kaybını önler.</li>
</ul>



<h2 class="wp-block-heading">7. Sonuç ve Gayrimenkul Avukatı Değerlendirmesi</h2>



<p class="wp-block-paragraph">Bu karar, müteahhitten daire alan kişilerin tapularına kavuşabileceğini, ancak bunun belirli şartlara bağlı olduğunu gösteriyor. İnşaat büyük ölçüde tamamlanmışsa, müteahhitten daire alan üçüncü kişi tapuyu talep edebilir. Ancak müteahhidin eksik bıraktığı işlerin ve borçlarının bedelini mahkeme veznesine yatırması, yani depo etmesi gerekir. Bu bedelin karar tarihine en yakın güncel rayiçlere göre belirlenmesi, hem alıcının hem de karşı tarafın haklarını korur. Kat karşılığı inşaat sözleşmelerinden doğan bu tür uyuşmazlıklar teknik ve çok yönlüdür. Bu nedenle, tapu ve bedel meselelerinde baştan doğru bir hukuki takip, tarafların gerçek haklarına kavuşmasını sağlar.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Taşınmaz değerinin ve bedelin güncel rayiçle belirlenmesine dair benzer bir değerlendirme için <a href="https://kizildaghukuk.com/gecit-hakki-bedeli-nasil-belirlenir/">geçit hakkı bedeline ilişkin yazımıza</a> göz atabilirsiniz.</p>



<p class="wp-block-paragraph"><em>Karar künyesi: Yargıtay 6. Hukuk Dairesi, 2022/590 E., 2023/159 K. Bu yazı genel bilgilendirme amaçlıdır, somut uyuşmazlığınız için hukuki danışmanlık almanız önerilir.</em></p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Gayrimenkul hukukuna dair diğer yazılarımız için:</strong> <a href="https://kizildaghukuk.com/makaleler/gayrimenkul-hukuku/">Gayrimenkul Hukuku makaleleri</a></p>
<p><a href="https://kizildaghukuk.com/muteahhitten-daire-aldim-tapu-verilmiyor/">Müteahhitten Daire Aldım, Tapu Verilmiyor: Tapuyu Nasıl Alırım? (2023 Yargıtay Kararı)</a> yazısı ilk önce <a href="https://kizildaghukuk.com">KIZILDAĞ HUKUK B&Uuml;ROSU</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Geçit Hakkı Bedeli Nasıl Belirlenir? Güncel Değer ve Bedelin Yeniden Hesaplanması (2026 Yargıtay Kararı)</title>
		<link>https://kizildaghukuk.com/gecit-hakki-bedeli-nasil-belirlenir/</link>
					<comments>https://kizildaghukuk.com/gecit-hakki-bedeli-nasil-belirlenir/#comments</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[admin]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 01 Sep 2026 10:06:50 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Gayrimenkul Hukuku]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://kizildaghukuk.com/?p=1068</guid>

					<description><![CDATA[<p>Taşınmazının yola çıkışı olmayan bir kişi, komşu araziden geçit hakkı kurulmasını isteyebilir. Ancak bu hak bedelsiz değildir. Geçit hakkı tanınan [&#8230;]</p>
<p><a href="https://kizildaghukuk.com/gecit-hakki-bedeli-nasil-belirlenir/">Geçit Hakkı Bedeli Nasıl Belirlenir? Güncel Değer ve Bedelin Yeniden Hesaplanması (2026 Yargıtay Kararı)</a> yazısı ilk önce <a href="https://kizildaghukuk.com">KIZILDAĞ HUKUK B&Uuml;ROSU</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[
<p class="wp-block-paragraph">Taşınmazının yola çıkışı olmayan bir kişi, komşu araziden geçit hakkı kurulmasını isteyebilir. Ancak bu hak bedelsiz değildir. Geçit hakkı tanınan kişi, üzerinden geçilen taşınmazın malikine bir bedel öder. Peki bu bedel nasıl hesaplanır, hangi değer esas alınır ve dava uzarsa bedel yeniden belirlenir mi? Yargıtay 7. Hukuk Dairesi&#8217;nin 18 Mayıs 2026 tarihli kararı, geçit hakkı bedelinin belirlenmesindeki ölçütleri ve güncelleme zorunluluğunu ortaya koyuyor.</p>



<h2 class="wp-block-heading">1. Karara Konu Olan Olay</h2>



<p class="wp-block-paragraph">Bir taşınmaz malikinin parseli, genel yola hiçbir bağlantısı olmayan, yani kapalı konumda bir taşınmazdı. Sahibi bu araziye inşaat ruhsatı almak için belediyeye başvurduğunda, yola çıkışı olmadığı için ruhsat alamadı. Bunun üzerine, komşu parseller aleyhine geçit hakkı tesisi davası açtı. Yargılama sırasında keşifler yapıldı, farklı geçit alternatifleri değerlendirildi ve bir alternatif üzerinden geçit hakkı kuruldu. Kararda dikkat çeken nokta, geçit için ödenecek bedelin farklı tarihlerde çok farklı tutarlarda hesaplanmış olmasıydı. Aynı geçit alanı için bir tarihte belirlenen bedel ile daha sonraki bir tarihte belirlenen bedel arasında büyük fark vardı.</p>



<h2 class="wp-block-heading">2. Geçit Hakkında Bedelin Yeri</h2>



<p class="wp-block-paragraph">Geçit hakkı, üzerinden geçilen taşınmazın mülkiyetini sınırlayan bir irtifak hakkıdır. Bu nedenle geçit hakkı tanınan kişi, yükümlü taşınmazın malikine uygun bir bedel ödemek zorundadır. Bedel, geçit hakkının kurulmasının ayrılmaz bir parçasıdır. Nitekim mahkeme, geçit hakkına karar vermeden önce bu bedelin dava açan tarafça mahkeme veznesine yatırılmasını, yani depo edilmesini ister. Bedel yatırılmadan geçit hakkı kurulmaz. Bu yönüyle bedelin doğru ve güncel biçimde belirlenmesi, davanın en kritik aşamalarından biridir.</p>



<h2 class="wp-block-heading">3. Bedel Nasıl ve Hangi Ölçütlere Göre Belirlenir</h2>



<p class="wp-block-paragraph">Kararın ortaya koyduğu temel ilke şudur: geçit nedeniyle yükümlü taşınmaz malikine ödenecek bedel, taşınmazın niteliği gözetilerek, uzman bilirkişiler aracılığıyla ve objektif ölçütlere göre belirlenmelidir. Yani bedel, tarafların istediği ya da tahmin ettiği bir rakam değildir. Bilirkişiler, geçit kurulacak alanın büyüklüğünü, taşınmazın konumunu, niteliğini, imar durumunu ve emsal değerleri inceleyerek gerçek değeri tespit eder. Bu değerlendirme yapılırken taşınmazın güncel piyasa değeri esas alınır. Kararın en önemli vurgusu ise şudur: bedelin belirlenmesinden sonra hüküm tarihine kadar taşınmazın değeri değişebileceğinden, bu durumda bedel yeniden belirlenmelidir. Yani dava uzadıysa ve bu süre içinde taşınmazın değeri arttıysa, eski ve düşük bir bedelle geçit hakkı kurulamaz, bedel karar anına göre güncellenir.</p>



<h2 class="wp-block-heading">4. Neden Güncel Değer ve Yeniden Belirleme Bu Kadar Önemli</h2>



<p class="wp-block-paragraph">Geçit hakkı davaları uzun sürebilir. Keşif, bilirkişi incelemesi, alternatiflerin değerlendirilmesi ve itirazlar yıllar alabilir. Bu süre içinde taşınmaz değerleri, özellikle son dönemde yaşanan hızlı değer artışları nedeniyle ciddi biçimde yükselebilir. Dava başında ya da ilk keşifte belirlenen bir bedel, karar anında gerçek değerin çok altında kalabilir. Bu durumda yükümlü taşınmazın maliki, arazisinin bir kısmı üzerinde kalıcı bir yük doğmasına rağmen gerçek değerin altında bir bedelle karşı karşıya kalır ki bu hakkaniyete aykırıdır. İşte bu nedenle Yargıtay, bedelin karar tarihine en yakın ve güncel değere göre belirlenmesini, aradan geçen sürede değer değiştiyse yeniden hesaplanmasını arıyor. Bu ilke, hem yükümlü taşınmaz malikini gerçek değerin altında bir bedele mahkum olmaktan korur, hem de geçit hakkı isteyen tarafın ödeyeceği tutarın adil biçimde belirlenmesini sağlar.</p>



<h2 class="wp-block-heading">5. Yapılan En Yaygın Hata</h2>



<p class="wp-block-paragraph">Tarafların en sık yaptığı hata, dava başında belirlenen bedelin karar anına kadar geçerli kalacağını sanmaktır. Oysa uzun süren bir davada, ilk belirlenen bedel güncelliğini yitirir. Yükümlü taşınmazın maliki, karar aşamasında bedelin güncel değere göre yeniden belirlenmesini talep etmezse, gerçek değerin çok altında bir bedelle geçit hakkının kurulması riskiyle karşılaşır. Bir diğer yaygın hata, bedelin bilirkişi ve objektif ölçütler yerine kişisel tahminlerle tartışılmasıdır. Bedel, mutlaka uzman bilirkişi raporuna, emsal değerlere ve taşınmazın güncel durumuna dayanmalıdır. Ayrıca geçit hakkı isteyen tarafın, belirlenen bedeli süresinde depo etmemesi de davayı olumsuz etkiler.</p>



<h2 class="wp-block-heading">6. Pratik Tavsiyeler</h2>



<ul class="wp-block-list">
<li>Geçit hakkı davasında bedelin, uzman bilirkişi raporuna ve taşınmazın güncel piyasa değerine göre belirlenmesini isteyin. Kişisel tahminler bağlayıcı değildir.</li>



<li>Dava uzadıysa, bedelin karar tarihine en yakın güncel değere göre yeniden belirlenmesini talep edin. Değer artışları bedeli doğrudan etkiler.</li>



<li>Yükümlü taşınmazın malikiyseniz, eski ve düşük bir bedelle geçit hakkı kurulmasına itiraz edin ve güncel değer tespitini isteyin.</li>



<li>Geçit hakkı isteyen taraftaysanız, belirlenen bedeli süresinde mahkeme veznesine yatırmayı ihmal etmeyin, aksi halde hak kurulmaz.</li>



<li>İmar durumundaki değişiklikler, çevredeki gelişmeler ve rayiç artışları bedeli değiştirir. Bu değişiklikleri dava boyunca takip edin.</li>
</ul>



<h2 class="wp-block-heading">7. Sonuç ve Gayrimenkul Avukatı Değerlendirmesi</h2>



<p class="wp-block-paragraph">Bu karar, geçit hakkı davalarında asıl belirleyici konulardan birinin bedel olduğunu gösteriyor. Geçit hakkı, üzerinden geçilen taşınmazın malikine ödenecek gerçek ve güncel bir bedel karşılığında kurulur. Bu bedel, uzman bilirkişilerce, objektif ölçütlere ve taşınmazın güncel değerine göre belirlenmelidir. En önemlisi, dava uzadıysa ve taşınmazın değeri değiştiyse, bedel karar tarihine göre yeniden hesaplanmalıdır. Aksi halde taraflardan biri haksız biçimde zarara uğrar. Geçit hakkı davalarında hem hakkın kurulması hem de bedelin doğru belirlenmesi teknik bir süreçtir. Bu nedenle, değer tespiti ve güncelleme konularında baştan doğru bir hukuki takip, tarafların gerçek haklarına kavuşmasını sağlar.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Taşınmaz değeri ve tazminat hesabına dair benzer bir değerlendirme için <a href="https://kizildaghukuk.com/onalim-hakki-fiili-taksim/">önalım hakkı ve fiili taksime ilişkin yazımıza</a> göz atabilirsiniz.</p>



<p class="wp-block-paragraph"><em>Karar künyesi: Yargıtay 7. Hukuk Dairesi, T. 18.05.2026. Bu yazı genel bilgilendirme amaçlıdır, somut uyuşmazlığınız için hukuki danışmanlık almanız önerilir.</em></p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Gayrimenkul hukukuna dair diğer yazılarımız için:</strong> <a href="https://kizildaghukuk.com/makaleler/gayrimenkul-hukuku/">Gayrimenkul Hukuku makaleleri</a></p>
<p><a href="https://kizildaghukuk.com/gecit-hakki-bedeli-nasil-belirlenir/">Geçit Hakkı Bedeli Nasıl Belirlenir? Güncel Değer ve Bedelin Yeniden Hesaplanması (2026 Yargıtay Kararı)</a> yazısı ilk önce <a href="https://kizildaghukuk.com">KIZILDAĞ HUKUK B&Uuml;ROSU</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://kizildaghukuk.com/gecit-hakki-bedeli-nasil-belirlenir/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>1</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>İşe İade Davasını Kazandım ama İşveren Beni İşe Başlatmıyor, Hakkım Ne? (2026 Yargıtay Kararı)</title>
		<link>https://kizildaghukuk.com/ise-iade-kazandim-ise-baslatilmama/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[admin]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 28 Aug 2026 12:40:40 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[İş Hukuku]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://kizildaghukuk.com/?p=1065</guid>

					<description><![CDATA[<p>İşe iade davasını kazanmak çoğu işçi için bir zaferdir. Ancak asıl mesele davadan sonra başlar. İşveren, davayı kaybettikten sonra işçiyi [&#8230;]</p>
<p><a href="https://kizildaghukuk.com/ise-iade-kazandim-ise-baslatilmama/">İşe İade Davasını Kazandım ama İşveren Beni İşe Başlatmıyor, Hakkım Ne? (2026 Yargıtay Kararı)</a> yazısı ilk önce <a href="https://kizildaghukuk.com">KIZILDAĞ HUKUK B&Uuml;ROSU</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[
<p class="wp-block-paragraph">İşe iade davasını kazanmak çoğu işçi için bir zaferdir. Ancak asıl mesele davadan sonra başlar. İşveren, davayı kaybettikten sonra işçiyi gerçekten eski işine geri almak zorunda mıdır? Yoksa işçiyi başka bir şehre ya da bambaşka bir göreve göndererek işe başlatmış gibi mi görünebilir? Yargıtay 9. Hukuk Dairesi&#8217;nin 16 Nisan 2026 tarihli, 2026/2552 E., 2026/3254 K. kararı, işe iade sürecinin en çok karıştırılan bu aşamasına ışık tutuyor.</p>



<h2 class="wp-block-heading">1. Karara Konu Olan Olay</h2>



<p class="wp-block-paragraph">Bir işçinin iş sözleşmesi haksız ve geçersiz biçimde feshedildi. İşçi işe iade davası açtı ve davayı kazandı, karar kesinleşti. Bunun üzerine işçi, kanunda öngörülen süre içinde işverene başvurarak işe iadesini talep etti. İşveren de işçiyi işe davet etti. Ancak burada bir sorun ortaya çıktı. İşçi belirtilen gün ve saatte işyerinde hazır bulunmasına rağmen, eski işinde ve unvanında çalıştırılmadı. Bunun yerine, son görev yerinden alınıp başka bir şehirde görevlendirildi. İşçi, bu davetin gerçek bir işe başlatma amacı taşımadığını, kendisini yıldırıp ayrılmaya zorlamak için yapıldığını ileri sürerek işe başlatmama tazminatı ve boşta geçen süre ücreti gibi haklarını talep etti.</p>



<h2 class="wp-block-heading">2. İlk Derece ve Bölge Adliye Mahkemesi Süreci</h2>



<p class="wp-block-paragraph">Uyuşmazlığın özü, işçinin işe başlatılma talebinin samimi, işverenin işe davetinin ise ciddi olup olmadığıydı. Mahkeme, işçinin eski işine ve unvanına uygun biçimde değil de başka bir şehre görevlendirilmesini değerlendirdi. Bu görevlendirmenin, işçiyi gerçekten işe almak amacıyla değil, biçimsel bir davetle yükümlülükten kurtulmak için yapıldığı sonucuna varıldı. İşçi lehine karar verildi. Davalı işveren bu kararı istinaf ve ardından temyiz yoluna taşıdı.</p>



<h2 class="wp-block-heading">3. Yargıtay&#8217;ın Kararı ve Gerekçesi</h2>



<p class="wp-block-paragraph">Yargıtay 9. Hukuk Dairesi, 16 Nisan 2026 tarihli kararıyla işçi lehine verilen Bölge Adliye Mahkemesi kararını onadı ve hüküm kesinleşti. Dairenin benimsediği ilke şudur: işe iade davasını kazanan işçiyi, işveren gerçek anlamda ve eski çalışma koşullarına uygun biçimde işe başlatmak zorundadır. İşe davetin geçerli sayılabilmesi için ciddi ve samimi olması gerekir. İşçiyi eski işi ve unvanı yerine, kabul etmesi güç olacak şekilde başka bir şehre ya da bambaşka bir göreve göndermek, gerçek bir işe başlatma iradesi taşımaz. Böyle bir davet, biçimsel olarak yapılmış olsa bile işçiyi işe başlatmama sonucunu doğurur. Bu durumda işçi, işe başlatmama tazminatına ve boşta geçen süreye ilişkin haklarına kavuşur.</p>



<h2 class="wp-block-heading">4. İlgili Hukuki İlke: İşe İade Sonrası Süreç ve İşe Başlatmama Tazminatı</h2>



<p class="wp-block-paragraph">İş Kanunu&#8217;na göre, iş güvencesi kapsamındaki bir işçinin sözleşmesi geçersiz nedenle feshedilirse, işçi işe iade davası açabilir. Davayı kazanan işçi, kararın kesinleşmesinden itibaren on iş günü içinde işverene başvurarak işe iadesini istemek zorundadır. İşveren, bu başvuru üzerine işçiyi bir ay içinde işe başlatmakla yükümlüdür. İşveren işçiyi işe başlatmazsa, işçiye en az dört, en çok sekiz aylık ücreti tutarında işe başlatmama tazminatı ödemek zorundadır. Ayrıca işçi, kararın kesinleşmesine kadar boşta geçen sürenin en çok dört aya kadarki ücretine de hak kazanır. Burada kritik nokta şudur: işverenin işe daveti gerçek ve ciddi olmalıdır. İşçiyi eski işine değil de fiilen kabul edemeyeceği koşullara çağırmak, işe başlatmama olarak değerlendirilir. Aynı şekilde işçinin de başvurusunun samimi olması, yani gerçekten çalışmak amacı taşıması gerekir.</p>



<h2 class="wp-block-heading">5. Yapılan En Yaygın Hata</h2>



<p class="wp-block-paragraph">İşçilerin en sık yaptığı hata, işe iade davasını kazanınca sürecin bittiğini sanmaktır. Oysa asıl haklar, kesinleşen kararın ardından süresinde yapılan başvuru ile doğar. On iş günlük başvuru süresi kaçırılırsa, işe başlatmama tazminatı ve boşta geçen süre ücreti gibi haklar kaybedilebilir. İşverenlerin yaptığı yaygın hata ise, işçiyi biçimsel olarak işe davet edip gerçek anlamda başlatmamaktır. İşçiyi eski işine değil de uzak bir şehre ya da alakasız bir göreve göndererek işten soğutmaya çalışmak, mahkemece işe başlatmama olarak kabul edilir ve tazminat yükümlülüğü doğurur. Bir diğer hata, işe davetin ve başvurunun yazılı ve belgeli yapılmamasıdır. Davetin içeriği, görev yeri ve şartları, ileride bu davetin ciddi olup olmadığının değerlendirilmesinde belirleyici olur.</p>



<h2 class="wp-block-heading">6. Pratik Tavsiyeler</h2>



<ul class="wp-block-list">
<li>İşe iade davasını kazandıktan sonra, kararın kesinleşmesini takip eden on iş günü içinde işverene mutlaka yazılı olarak başvurun. Bu süre çok önemlidir.</li>
<li>İşe davet edildiğinizde, sizi eski işinize ve unvanınıza uygun koşullarla mı çağırdıklarına dikkat edin. Uzak bir şehre ya da alakasız bir göreve yönlendirme, gerçek bir davet olmayabilir.</li>
<li>Başvurunuzu ve işverenin davetini yazılı ve belgeli tutun. Davetin içeriği ileride belirleyici olur.</li>
<li>İşveren sizi gerçek anlamda işe başlatmıyorsa, işe başlatmama tazminatı ve boşta geçen süre ücreti gibi haklarınızı talep edebilirsiniz.</li>
<li>İşe iade sürecinin bu aşaması teknik olduğundan, başvuru öncesi ve sonrasında hukuki destek almak hak kaybını önler.</li>
</ul>



<h2 class="wp-block-heading">7. Sonuç ve İş Hukuku Avukatı Değerlendirmesi</h2>



<p class="wp-block-paragraph">Bu karar, işe iade davasını kazanmanın tek başına yeterli olmadığını, asıl belirleyici olanın sonrasındaki süreç olduğunu gösteriyor. İşveren, davayı kaybettikten sonra işçiyi gerçek anlamda ve eski koşullarına uygun biçimde işe başlatmak zorundadır. İşçiyi başka bir şehre ya da kabul edemeyeceği bir göreve çağırmak, biçimsel bir davet olsa da işe başlatmama sayılır ve tazminat doğurur. İşçinin de bu haklara kavuşmak için başvuru süresine ve şekline dikkat etmesi gerekir. İşe iade süreci, baştan sona doğru yönetilmesi gereken teknik bir süreçtir. Bu nedenle, hem başvuru hem de sonrasında atılacak adımlar için erken bir hukuki değerlendirme almak, hakların tam olarak korunmasını sağlar.</p>



<p class="wp-block-paragraph">İşçinin fesih ve tazminat haklarına dair benzer bir değerlendirme için <a href="https://kizildaghukuk.com/iscinin-hakli-feshi-kidem-tazminati/">işçinin haklı feshi ve kıdem tazminatına ilişkin yazımıza</a> göz atabilirsiniz.</p>



<p class="wp-block-paragraph"><em>Karar künyesi: Yargıtay 9. Hukuk Dairesi, T. 16.04.2026, E. 2026/2552, K. 2026/3254. Bu yazı genel bilgilendirme amaçlıdır, somut uyuşmazlığınız için hukuki danışmanlık almanız önerilir.</em></p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>İş hukukuna dair diğer yazılarımız için:</strong> <a href="https://kizildaghukuk.com/makaleler/is-hukuku/">İş Hukuku makaleleri</a></p>
<p><a href="https://kizildaghukuk.com/ise-iade-kazandim-ise-baslatilmama/">İşe İade Davasını Kazandım ama İşveren Beni İşe Başlatmıyor, Hakkım Ne? (2026 Yargıtay Kararı)</a> yazısı ilk önce <a href="https://kizildaghukuk.com">KIZILDAĞ HUKUK B&Uuml;ROSU</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Şirket Hissesini Bir Mirasçıya Devretmek Mal Kaçırma mı? Muvazaa (2026 Yargıtay Kararı)</title>
		<link>https://kizildaghukuk.com/hisse-devri-muvazaa-mal-kacirma/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[admin]]></dc:creator>
		<pubDate>Thu, 27 Aug 2026 16:15:37 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Miras Hukuku]]></category>
		<category><![CDATA[Şirketler Hukuku]]></category>
		<category><![CDATA[Ticaret Hukuku]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://kizildaghukuk.com/?p=1060</guid>

					<description><![CDATA[<p>Bir kişi sağlığında, sahibi olduğu şirket hisselerini çocuklarından birine ya da damadına devrederse, diğer mirasçılar bu devri sonradan iptal ettirebilir [&#8230;]</p>
<p><a href="https://kizildaghukuk.com/hisse-devri-muvazaa-mal-kacirma/">Şirket Hissesini Bir Mirasçıya Devretmek Mal Kaçırma mı? Muvazaa (2026 Yargıtay Kararı)</a> yazısı ilk önce <a href="https://kizildaghukuk.com">KIZILDAĞ HUKUK B&Uuml;ROSU</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[
<p class="wp-block-paragraph">Bir kişi sağlığında, sahibi olduğu şirket hisselerini çocuklarından birine ya da damadına devrederse, diğer mirasçılar bu devri sonradan iptal ettirebilir mi? Bu devir, mirastan mal kaçırmak sayılır mı? Yargıtay 11. Hukuk Dairesi&#8217;nin 31 Mart 2026 tarihli, 2025/5308 E., 2026/1834 K. kararı, aile şirketlerinde çok sık yaşanan bu soruya dengeli ve net bir cevap veriyor.</p>



<h2 class="wp-block-heading">1. Karara Konu Olan Olay</h2>



<p class="wp-block-paragraph">Bir kişi, sahibi olduğu anonim şirket hisselerini üç ayrı tarihte, 2006, 2009 ve 2010 yıllarında damadına devretti. Bu kişinin vefatının ardından diğer mirasçıları dava açtı. İddiaları şuydu: bu hisse devirleri diğer mirasçılardan mal kaçırmak amacıyla yapılmıştı, yani gerçekte bir satış değil, gizli bir bağıştı ve bu nedenle muvazaalı, yani danışıklıydı. Ayrıca miras bırakanın okuma yazma bilmediğini, dolayısıyla işlemlerin şeklen de geçersiz olduğunu ileri sürdüler. Devredilen hisselerin, miras payları oranında iptal edilerek kendilerine verilmesini, olmazsa tenkisini talep ettiler.</p>



<h2 class="wp-block-heading">2. Tarafların İddia ve Savunmaları</h2>



<p class="wp-block-paragraph">Davalı damat, savunmasında devirlerin tamamen yasalara uygun ve gerçek bedel üzerinden yapıldığını belirtti. Miras bırakanın nakit ihtiyacı nedeniyle hisseleri sattığını, satış bedellerinin kendisine banka kanalıyla ödendiğini, bedellerin düşük gösterilmesinin söz konusu olmadığını ve miras bırakanın okuma yazma bildiğini ileri sürdü. Böylece uyuşmazlığın merkezinde şu soru yer aldı: bir mirasçıya yapılan hisse devri, tek başına mal kaçırma sayılır mı, yoksa bunun için başka koşullar mı aranır?</p>



<h2 class="wp-block-heading">3. Yargıtay&#8217;ın Kararı ve Gerekçesi</h2>



<p class="wp-block-paragraph">Mahkeme davayı reddetti ve Yargıtay 11. Hukuk Dairesi 31 Mart 2026 tarihli kararıyla bu kararı onadı. Mahkemenin ayrıntılı incelemesi, davacıların iddiasını doğrulamadı. Öncelikle, damadın her devir tarihinde hisseleri satın alabilecek alım gücüne sahip olduğu belirlendi. İkincisi, hisse devirleri karşılığında banka kanalıyla gerçek ödemeler yapıldığı, yani devirlerin bedelsiz olmadığı tespit edildi. Ödenen bedeller büyük ölçüde hisselerin değerini karşılıyordu. Damadın miras bırakanla olan yakın ilişkisi, eşinin miras bırakanın kızı olması ve devirlerin farklı tarihlerde ve bedel karşılığında yapılmış olması birlikte değerlendirildiğinde, miras bırakanın gerçek iradesinin mal kaçırmaya yönelik olduğu ispatlanamadı. Bu nedenle muvazaa iddiası kabul edilmedi.</p>



<h2 class="wp-block-heading">4. İlgili Hukuki İlke: Muris Muvazaası ve Hisse Devri</h2>



<p class="wp-block-paragraph">Muris muvazaası, miras bırakanın mirasçılarından mal kaçırmak amacıyla, gerçekte bağışlamak istediği bir malı satış ya da başka bir işlem gibi göstermesidir. Böyle bir durumda görünürdeki işlem, yani satış, tarafların gerçek iradesini yansıtmadığı için geçersizdir. Ancak bir devrin muvazaalı sayılabilmesi için, bunun somut delillerle ispatlanması gerekir. Yargıtay uygulamasında bu değerlendirme yapılırken birçok ölçüt birlikte incelenir. Devralan kişinin gerçekten ödeme gücü var mıydı, bedel gerçekten ödenmiş miydi, ödeme banka kanalıyla mı yapılmıştı, bedel malın gerçek değerine uygun muydu, taraflar arasındaki ilişki nasıldı. Eğer devir gerçek bir bedelle, ödeme gücü olan bir kişiye ve banka kayıtlarıyla belgelenebilir biçimde yapılmışsa, sırf devralanın da bir mirasçı olması bu işlemi muvazaalı hale getirmez. İspat yükü, muvazaa iddiasında bulunan tarafa aittir.</p>



<h2 class="wp-block-heading">5. Yapılan En Yaygın Hata</h2>



<p class="wp-block-paragraph">Mirasçıların en sık yaptığı hata, bir mirasçıya yapılan her devri otomatik olarak mal kaçırma sayıp, elde somut delil olmadan dava açmaktır. Oysa bu karardan görüldüğü gibi, gerçek bedelle ve banka yoluyla yapılan bir devir muvazaa sayılmaz ve dava reddedilir. İkinci yaygın hata, devir sırasında ödeme ve değer kayıtlarının saklanmamasıdır. Hisseyi devralan kişi, ödemeyi banka kanalıyla yapıp belgelerini saklarsa, ileride açılabilecek bir davada güçlü bir konumda olur. Miras bırakan tarafında ise en sık görülen hata, devir işlemini değerine uygun ve belgeli yapmamaktır. Bedelin gerçek değerin çok altında gösterilmesi ya da hiç ödeme yapılmaması, muvazaa şüphesini güçlendirir.</p>



<h2 class="wp-block-heading">6. Pratik Tavsiyeler</h2>



<ul class="wp-block-list">
<li>Şirket hissesi devrederken, devri gerçek değerine uygun bir bedelle yapın ve ödemeyi banka kanalıyla gerçekleştirin.</li>
<li>Ödeme ve değer belgelerini saklayın. Banka dekontları ve değer tespitleri, ileride muvazaa iddiasına karşı en güçlü delildir.</li>
<li>Mirasçıysanız ve bir devrin mal kaçırma amacı taşıdığını düşünüyorsanız, iddianızı somut delillerle desteklemeye hazır olun. Soyut iddia yeterli değildir.</li>
<li>İspat yükünün muvazaa iddiasında bulunan tarafta olduğunu unutmayın. Dava açmadan önce elinizdeki delilleri değerlendirin.</li>
<li>Hem devreden hem devralan taraf için, hisse devri öncesinde hukuki destek almak ileride açılabilecek davaların sonucunu baştan belirler.</li>
</ul>



<h2 class="wp-block-heading">7. Sonuç ve Şirketler Hukuku Avukatı Değerlendirmesi</h2>



<p class="wp-block-paragraph">Bu karar, aile şirketlerinde hisse devirlerinin her zaman mal kaçırma anlamına gelmediğini gösteriyor. Bir mirasçıya yapılan devir, gerçek bir bedelle, ödeme gücü olan bir kişiye ve banka kayıtlarıyla belgelenebilir biçimde yapılmışsa geçerlidir ve muvazaa sayılmaz. Diğer mirasçıların bu devri iptal ettirebilmesi için, mal kaçırma amacını somut delillerle ispatlaması gerekir. Şirket hisselerinin devri, hem devreden hem devralan hem de diğer mirasçılar açısından ciddi sonuçlar doğurur. Bu nedenle devir işlemini baştan doğru, belgeli ve değerine uygun yapmak, ileride yaşanabilecek uyuşmazlıkların önüne geçmenin en sağlam yoludur.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Miras ve mal devrinde muvazaa konusuna dair benzer bir değerlendirme için <a href="https://kizildaghukuk.com/olunceye-kadar-bakma-muvazaa/">ölünceye kadar bakma sözleşmesi ve muvazaaya ilişkin yazımıza</a> göz atabilirsiniz.</p>



<p class="wp-block-paragraph"><em>Karar künyesi: Yargıtay 11. Hukuk Dairesi, T. 31.03.2026, E. 2025/5308, K. 2026/1834. Bu yazı genel bilgilendirme amaçlıdır, somut uyuşmazlığınız için hukuki danışmanlık almanız önerilir.</em></p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Şirketler hukukuna dair diğer yazılarımız için:</strong> <a href="https://kizildaghukuk.com/makaleler/sirketler-hukuku/">Şirketler Hukuku makaleleri</a></p>
<p><a href="https://kizildaghukuk.com/hisse-devri-muvazaa-mal-kacirma/">Şirket Hissesini Bir Mirasçıya Devretmek Mal Kaçırma mı? Muvazaa (2026 Yargıtay Kararı)</a> yazısı ilk önce <a href="https://kizildaghukuk.com">KIZILDAĞ HUKUK B&Uuml;ROSU</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Kazada Araç Değer Kaybını Sigortadan Alabilir misiniz? Değer Kaybı, KDV ve Araç Mahrumiyeti (2026 Mahkeme Kararı)</title>
		<link>https://kizildaghukuk.com/arac-deger-kaybi-sigorta-kdv-mahrumiyet/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[admin]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 14 Aug 2026 20:52:11 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Sigorta Hukuku]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://kizildaghukuk.com/?p=1054</guid>

					<description><![CDATA[<p>Bir trafik kazasında aracınız hasar gördü, servise verdiniz ve onarıldı. Ancak araç artık kazasız bir araç değil ve ikinci el [&#8230;]</p>
<p><a href="https://kizildaghukuk.com/arac-deger-kaybi-sigorta-kdv-mahrumiyet/">Kazada Araç Değer Kaybını Sigortadan Alabilir misiniz? Değer Kaybı, KDV ve Araç Mahrumiyeti (2026 Mahkeme Kararı)</a> yazısı ilk önce <a href="https://kizildaghukuk.com">KIZILDAĞ HUKUK B&Uuml;ROSU</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[
<p class="wp-block-paragraph">Bir trafik kazasında aracınız hasar gördü, servise verdiniz ve onarıldı. Ancak araç artık kazasız bir araç değil ve ikinci el değeri düştü. Bu değer kaybını kimden isteyebilirsiniz? Onarım masrafının KDV&#8217;sini sigorta öder mi? Peki aracınızı kullanamadığınız günlerin zararını kim karşılar? Sakarya Bölge Adliye Mahkemesi 3. Hukuk Dairesi&#8217;nin 10 Temmuz 2026 tarihli kararı, trafik kazası sonrası tazminat konusunu bütün yönleriyle ele alıyor.</p>



<h2 class="wp-block-heading">1. Karara Konu Olan Olay</h2>



<p class="wp-block-paragraph">Davacı, aracıyla seyir halindeyken, davalı sürücünün asli kusurlu şekilde aracına çarpması sonucu maddi hasarlı bir trafik kazası yaşadı. Kaza sonrası davacı, mahkeme aracılığıyla delil tespiti yaptırdı ve aracının onarımı için ödeme yaptı. Ardından hem kazada kusurlu olan sürücüden hem de onun aracının zorunlu trafik sigortasını yapan sigorta şirketinden tazminat talep etti. Talepleri üç kalemdeydi: aracın hasar bedeli, kaza nedeniyle oluşan değer kaybı ve aracı kullanamadığı süre boyunca uğradığı araç mahrumiyeti zararı.</p>



<h2 class="wp-block-heading">2. İlk Derece Mahkemesi ve İstinaf Süreci</h2>



<p class="wp-block-paragraph">Uyuşmazlık, ilk derece mahkemesinin kararının ardından istinaf yoluyla Bölge Adliye Mahkemesi önüne geldi. Bölge Adliye Mahkemesi, dosyayı ve bilirkişi raporlarını inceleyerek trafik kazası tazminatlarında uygulanan temel ilkeleri ayrıntılı biçimde ortaya koydu. Karar, hangi zararın kimden ve nasıl isteneceğini net biçimde ayırdığı için yol gösterici niteliktedir. Karar kesin nitelikte verildi, yani bu aşamada kesinleşti.</p>



<h2 class="wp-block-heading">3. Mahkemenin Kararı ve Gerekçesi</h2>



<p class="wp-block-paragraph">Mahkeme üç temel ilkeyi netleştirdi. Birincisi, değer kaybının nasıl hesaplanacağıdır. Değer kaybı, aracın kaza öncesi hasarsız ikinci el piyasa değeri ile onarıldıktan sonraki ikinci el piyasa değeri arasındaki farktır. İkincisi, araç mahrumiyeti ve aracın kullanılamamasından doğan dolaylı zararların zorunlu trafik sigortası poliçesi kapsamında olmadığıdır. Bu tür zararlardan yalnızca aracın işleteni ve sürücüsü sorumlu tutulabilir, sigorta şirketi bunlardan sorumlu değildir. Üçüncüsü ise KDV konusudur. Sigorta şirketi, poliçeden doğan tazmin borcunu yerine getirirken gerçek zararı ödemekle yükümlüdür. Bu nedenle araç onarılsın ya da onarılmasın, onarıma ilişkin fatura bulunsun ya da bulunmasın, hasar bedeli üzerinden hesaplanan KDV de sigorta tarafından zarar görene ödenmek zorundadır.</p>



<h2 class="wp-block-heading">4. İlgili Hukuki İlke: Değer Kaybı, Sigortanın Sorumluluğu ve Kapsamı</h2>



<p class="wp-block-paragraph">Trafik kazalarında zarar gören, aracının uğradığı zararları kusurlu tarafın zorunlu mali sorumluluk sigortasından ve kusurlu sürücü ile işletenden talep edebilir. Ancak zorunlu trafik sigortasının kapsamı sınırlıdır. Sigorta, aracın hasar bedelini ve değer kaybını, poliçe limitleri dahilinde karşılar. Değer kaybı, aracın kaza ve onarım nedeniyle ikinci el piyasasındaki değerinde meydana gelen düşüştür ve onarım yapılmış olsa bile talep edilebilir. Buna karşılık, aracın kullanılamamasından doğan araç mahrumiyeti gibi dolaylı zararlar poliçe kapsamı dışındadır ve yalnızca kusurlu sürücü ve işletenden istenebilir. Hasar bedeline ilişkin KDV ise gerçek zararın bir parçası sayıldığından, fatura koşuluna bağlı olmaksızın sigortadan talep edilebilir. Trafik kazası tazminatı davalarında, dava açmadan önce zorunlu arabuluculuk yoluna başvurmak da bir dava şartıdır.</p>



<h2 class="wp-block-heading">5. Yapılan En Yaygın Hata</h2>



<p class="wp-block-paragraph">Kaza mağdurlarının en sık yaptığı hata, aracın onarılmasıyla her şeyin bittiğini düşünmek ve değer kaybını hiç talep etmemektir. Oysa onarım, aracın ikinci el değerindeki düşüşü ortadan kaldırmaz ve bu kayıp ayrıca istenebilir. İkinci yaygın hata, tüm zararların sigortadan alınacağını sanmaktır. Araç mahrumiyeti gibi dolaylı zararlar sigorta kapsamında olmadığından, bunların yalnızca kusurlu sürücü ve işletenden isteneceği bilinmelidir. Bir diğer hata, hasar bedelinin KDV&#8217;sinin talep edilmemesidir. Araç onarılmamış ya da fatura kesilmemiş olsa bile KDV, gerçek zararın parçası olarak sigortadan istenebilir. Ayrıca dava öncesi zorunlu arabuluculuk aşamasının atlanması, davanın usulden reddine yol açar.</p>



<h2 class="wp-block-heading">6. Pratik Tavsiyeler</h2>



<ul class="wp-block-list">
<li>Kaza sonrası, aracınız onarılmış olsa bile değer kaybını mutlaka talep edin. Onarım bu hakkı ortadan kaldırmaz.</li>
<li>Zararlarınızı doğru muhataba yöneltin. Değer kaybı ve hasar bedelini sigortadan, araç mahrumiyetini kusurlu sürücü ve işletenden isteyin.</li>
<li>Hasar bedeli üzerinden hesaplanan KDV&#8217;yi de talep edin. Araç onarılmamış ya da faturasız olsa dahi bu tutar sigortadan istenebilir.</li>
<li>Kaza sonrası delil tespiti yaptırın ve hasarı fotoğraf, tutanak ve bilirkişi raporuyla belgeleyin.</li>
<li>Dava açmadan önce zorunlu arabuluculuk aşamasını atlamayın, aksi halde davanız usulden reddedilebilir.</li>
</ul>



<h2 class="wp-block-heading">7. Sonuç ve Sigorta Hukuku Avukatı Değerlendirmesi</h2>



<p class="wp-block-paragraph">Bu karar, trafik kazası tazminatının sanıldığından daha kapsamlı olduğunu ve doğru yönetildiğinde mağdurun birçok kalemde hak sahibi olabileceğini gösteriyor. Aracınız onarılsa bile değer kaybını talep edebilir, hasar bedelinin KDV&#8217;sini sigortadan isteyebilirsiniz. Ancak araç mahrumiyeti gibi dolaylı zararlar için muhatabınız sigorta değil, kusurlu sürücü ve işletendir. Her zararı doğru muhataptan ve doğru yöntemle istemek, alacağınızın tam karşılığını almanızı sağlar. Trafik kazası sonrası haklarınızı eksiksiz kullanmak için, sürecin başında bir hukuki değerlendirme almak en sağlıklı yoldur.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Tazminat hesabında kusur ve zararın belirlenmesine dair benzer bir değerlendirme için <a href="https://kizildaghukuk.com/hatir-tasimasi-tazminat-indirimi/">hatır taşıması ve tazminat indirimine ilişkin yazımıza</a> göz atabilirsiniz.</p>



<p class="wp-block-paragraph"><em>Karar künyesi: Sakarya Bölge Adliye Mahkemesi 3. Hukuk Dairesi, T. 10.07.2026. Bu yazı genel bilgilendirme amaçlıdır, somut uyuşmazlığınız için hukuki danışmanlık almanız önerilir.</em></p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Sigorta hukukuna dair diğer yazılarımız için:</strong> <a href="https://kizildaghukuk.com/makaleler/sigorta-hukuku/">Sigorta Hukuku makaleleri</a></p>
<p><a href="https://kizildaghukuk.com/arac-deger-kaybi-sigorta-kdv-mahrumiyet/">Kazada Araç Değer Kaybını Sigortadan Alabilir misiniz? Değer Kaybı, KDV ve Araç Mahrumiyeti (2026 Mahkeme Kararı)</a> yazısı ilk önce <a href="https://kizildaghukuk.com">KIZILDAĞ HUKUK B&Uuml;ROSU</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Sitede Ortak Alana İzinsiz Yapı Yapılırsa Ne Olur? Eski Hale Getirme (2025 Yargıtay Kararı)</title>
		<link>https://kizildaghukuk.com/ortak-alana-projeye-aykiri-yapi-eski-hale-getirme/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[admin]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 14 Aug 2026 20:41:29 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Gayrimenkul Hukuku]]></category>
		<category><![CDATA[Kat Mülkiyeti Hukuku]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://kizildaghukuk.com/?p=1051</guid>

					<description><![CDATA[<p>Yaşadığınız sitede ya da apartmanda, projede hiç bulunmayan bir yapının sonradan ortak alana yapıldığını, üstelik bu yapının gürültü ve rahatsızlık [&#8230;]</p>
<p><a href="https://kizildaghukuk.com/ortak-alana-projeye-aykiri-yapi-eski-hale-getirme/">Sitede Ortak Alana İzinsiz Yapı Yapılırsa Ne Olur? Eski Hale Getirme (2025 Yargıtay Kararı)</a> yazısı ilk önce <a href="https://kizildaghukuk.com">KIZILDAĞ HUKUK B&Uuml;ROSU</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[
<p class="wp-block-paragraph">Yaşadığınız sitede ya da apartmanda, projede hiç bulunmayan bir yapının sonradan ortak alana yapıldığını, üstelik bu yapının gürültü ve rahatsızlık kaynağı olduğunu düşünün. Böyle bir durumda kat malikleri ne yapabilir? Bu yapı kaldırılabilir mi? Yargıtay 5. Hukuk Dairesi&#8217;nin 17 Haziran 2025 tarihli, 2025/4311 E., 2025/8926 K. kararı, ortak alana projeye aykırı müdahale konusunda kat maliklerinin haklarını ortaya koyuyor.</p>



<h2 class="wp-block-heading">1. Karara Konu Olan Olay</h2>



<p class="wp-block-paragraph">Bir sitede oturan kat maliki, kendi bloğunun önündeki ortak alana, sitenin plan ve projesinde yer almayan bir çardağın sonradan yapıldığını fark etti. Bu çardak, iki blok arasına ve dairelere çok yakın bir konuma inşa edilmişti. Site içinde projeye uygun olarak yapılmış iki çardak zaten bulunuyordu, ancak bu üçüncü çardak projeye aykırı biçimde eklenmişti. Kat maliki, çardakta sabahın çok erken ve akşamın çok geç saatlerine kadar, günün hemen her saatinde yoğun gürültü yapıldığını, bu durumdan hem kendisinin hem de aynı blokta oturan diğer komşuların rahatsız olduğunu belirtti. Durumu önce site yönetimine iletti, sonuç alamayınca müdahalenin önlenmesi ve ortak alanın eski hale getirilmesi için dava açtı.</p>



<h2 class="wp-block-heading">2. İlk Derece ve Bölge Adliye Mahkemesi Süreci</h2>



<p class="wp-block-paragraph">İlk derece mahkemesi, dava konusu çardağın projeye aykırı biçimde ortak alana sonradan yapıldığını tespit etti. Bu tespit üzerine, müdahalenin önlenmesi ve eski hale getirme talebinin kabulüne karar verdi, yani projeye aykırı çardağın kaldırılmasına hükmetti. Taraflar kararı istinafa taşıdı, ancak Bölge Adliye Mahkemesi başvuruları esastan reddederek ilk derece kararını yerinde buldu. Dosya bu kez temyiz yoluyla Yargıtay önüne geldi.</p>



<h2 class="wp-block-heading">3. Yargıtay&#8217;ın Kararı ve Gerekçesi</h2>



<p class="wp-block-paragraph">Yargıtay 5. Hukuk Dairesi, 17 Haziran 2025 tarihli kararıyla yerel mahkemenin kararını onadı. Dairenin dayandığı ilke şudur: bir sitenin ya da apartmanın ortak alanları, tüm kat maliklerinin ortak kullanımına aittir ve bu alanlar ancak plan ve projeye uygun biçimde kullanılabilir. Ortak alana, kat maliklerinin oybirliğiyle alınmış bir kararı ve gerekli izinler olmadan, projeye aykırı kalıcı bir yapı eklenmesi hukuka aykırıdır. Böyle bir yapı, diğer kat maliklerinin ortak alandan yararlanma hakkını zedeler ve rahatsızlık veriyorsa bu durumu daha da ağırlaştırır. Bu nedenle projeye aykırı yapının kaldırılması, yani ortak alanın eski hale getirilmesi talep edilebilir. Somut olayda çardak projeye aykırı biçimde ve sonradan yapıldığı için kaldırılmasına karar verilmesi yerinde görülmüştür.</p>



<h2 class="wp-block-heading">4. İlgili Hukuki İlke: Ortak Alanlar ve Projeye Uygunluk</h2>



<p class="wp-block-paragraph">634 sayılı Kat Mülkiyeti Kanunu&#8217;na göre, bir taşınmazda kat maliklerinin ortak kullanımına ayrılan yerler ortak alandır. Bahçe, site içi yollar, yeşil alanlar, çardaklar ve benzeri yerler bu kapsamdadır. Ortak alanların kullanımı, taşınmazın onaylı plan ve projesine bağlıdır. Bir kat malikinin ya da site yönetiminin, diğer maliklerin rızası ve gerekli izinler olmadan ortak alanın niteliğini değiştirmesi, buraya kalıcı yapı eklemesi mümkün değildir. Ortak alana projeye aykırı yapılan her müdahale, diğer kat maliklerinin bu alandan eşit biçimde yararlanma hakkını ihlal eder. Bu durumda kat malikleri, müdahalenin önlenmesini ve ortak alanın eski hale getirilmesini dava yoluyla talep edebilir. Ortak alanda değişiklik yapılabilmesi için kural olarak kat malikleri kurulunun kararı ve niteliğine göre oybirliği gibi şartlar aranır.</p>



<h2 class="wp-block-heading">5. Yapılan En Yaygın Hata</h2>



<p class="wp-block-paragraph">Site ve apartman sakinlerinin en sık yaptığı hata, ortak alana yapılan izinsiz müdahaleleri görmezden gelmek ya da uzun süre sessiz kalmaktır. Zamanla bu yapılar kalıcı hale gelir ve müdahaleye alışılır. Oysa projeye aykırı bir yapı, ne kadar süre geçerse geçsin hukuka aykırı olmaya devam eder ve kaldırılması istenebilir. İkinci yaygın hata, süreci hiç belgelemeden hareket etmektir. Yapının projede olmadığını gösteren onaylı proje, fotoğraflar, gürültü ve rahatsızlığa ilişkin kayıtlar, açılacak davada belirleyici olur. Bir diğer hata, doğrudan dava açmadan önce site yönetimi ve kat malikleri kurulu sürecinin işletilmemesidir. Konuyu önce kurul gündemine taşımak, hem çözüm ihtimalini artırır hem de dava sürecini güçlendirir.</p>



<h2 class="wp-block-heading">6. Pratik Tavsiyeler</h2>



<ul class="wp-block-list">
<li>Ortak alana projeye aykırı bir yapı yapıldığını fark ederseniz, taşınmazın onaylı projesiyle karşılaştırın ve durumu fotoğraflarla belgeleyin.</li>
<li>Gürültü ve rahatsızlık varsa, bunu tarih ve saatleriyle kayıt altına alın, mümkünse diğer kat maliklerinin de tanıklığına başvurun.</li>
<li>Konuyu önce site yönetimine ve kat malikleri kuruluna taşıyın. Çözüm çıkmazsa dava yolu açıktır.</li>
<li>Projeye aykırı yapıların uzun süre kalması, kaldırılma hakkınızı ortadan kaldırmaz. Ancak erken hareket etmek süreci kolaylaştırır.</li>
<li>Müdahalenin önlenmesi ve eski hale getirme davası açmadan önce, delillerinizi ve talebinizi doğru kurgulamak için hukuki destek alın.</li>
</ul>



<h2 class="wp-block-heading">7. Sonuç ve Kat Mülkiyeti Avukatı Değerlendirmesi</h2>



<p class="wp-block-paragraph">Bu karar, ortak alanların tüm kat maliklerine ait olduğunu ve projeye aykırı müdahalelere karşı korunduğunu açıkça gösteriyor. Bir kat malikinin ya da site yönetiminin, diğer maliklerin rızası olmadan ortak alana kalıcı yapı eklemesi mümkün değildir. Projeye aykırı yapılan çardak, kapatma, ek bina gibi yapılar kat maliklerinin talebiyle kaldırılabilir ve ortak alan eski haline getirilebilir. Site ve apartman yaşamında huzurun korunması, ortak alanların projeye uygun kullanılmasından geçer. Böyle bir sorunla karşılaşıldığında, delilleri doğru toplamak ve süreci doğru yürütmek için erken hukuki değerlendirme almak en güvenli yoldur.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Ortak alana müdahale ve komşuluk ilişkilerine dair benzer bir değerlendirme için <a href="https://kizildaghukuk.com/ortak-alan-isgali-ecrimisil-eski-hale-getirme/">ortak alan işgali ve ecrimisile ilişkin yazımıza</a> göz atabilirsiniz.</p>



<p class="wp-block-paragraph"><em>Karar künyesi: Yargıtay 5. Hukuk Dairesi, T. 17.06.2025, E. 2025/4311, K. 2025/8926. Bu yazı genel bilgilendirme amaçlıdır, somut uyuşmazlığınız için hukuki danışmanlık almanız önerilir.</em></p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Kat mülkiyeti hukukuna dair diğer yazılarımız için:</strong> <a href="https://kizildaghukuk.com/makaleler/kat-mulkiyeti-hukuku/">Kat Mülkiyeti Hukuku makaleleri</a></p>
<p><a href="https://kizildaghukuk.com/ortak-alana-projeye-aykiri-yapi-eski-hale-getirme/">Sitede Ortak Alana İzinsiz Yapı Yapılırsa Ne Olur? Eski Hale Getirme (2025 Yargıtay Kararı)</a> yazısı ilk önce <a href="https://kizildaghukuk.com">KIZILDAĞ HUKUK B&Uuml;ROSU</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>İş Ortağım Markamı Taklit Ederse Ne Olur? Marka Tecavüzü ve Haksız Rekabet (2026 Yargıtay Kararı)</title>
		<link>https://kizildaghukuk.com/marka-taklit-haksiz-rekabet-is-ortagi/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[admin]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 14 Aug 2026 19:50:05 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Ticaret Hukuku]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://kizildaghukuk.com/?p=1048</guid>

					<description><![CDATA[<p>Uzun yıllar birlikte çalıştığınız, ürünlerinizi ürettirdiğiniz bir iş ortağınızın, bir gün sizin markanızı kendi ürünlerinde ve tabelasında kullanmaya başladığını düşünün. [&#8230;]</p>
<p><a href="https://kizildaghukuk.com/marka-taklit-haksiz-rekabet-is-ortagi/">İş Ortağım Markamı Taklit Ederse Ne Olur? Marka Tecavüzü ve Haksız Rekabet (2026 Yargıtay Kararı)</a> yazısı ilk önce <a href="https://kizildaghukuk.com">KIZILDAĞ HUKUK B&Uuml;ROSU</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[
<p class="wp-block-paragraph">Uzun yıllar birlikte çalıştığınız, ürünlerinizi ürettirdiğiniz bir iş ortağınızın, bir gün sizin markanızı kendi ürünlerinde ve tabelasında kullanmaya başladığını düşünün. Hatta sizin markanıza çok benzeyen bir marka için tescil başvurusu yaptığını öğrenin. Böyle bir durumda hukuk sizi nasıl korur? Yargıtay 11. Hukuk Dairesi&#8217;nin 12 Ocak 2026 tarihli, 2025/2037 E., 2026/76 K. kararı, marka sahipleri için önemli bir yol gösteriyor.</p>



<h2 class="wp-block-heading">1. Karara Konu Olan Olay</h2>



<p class="wp-block-paragraph">Deri, konfeksiyon ve tekstil ürünleri alanında uzun yıllardır faaliyet gösteren bir işletme, sektörde kendi markasıyla tanınıyordu. İşletmenin Türk Patent ve Marka Kurumu nezdinde tescilli markaları vardı ve ürünlerinde bu markanın etiketini kullanıyordu. Ürünlerin imalatını ise uzun süredir bir fason üreticiye, yani başka bir şirkete yaptırıyordu. Taraflar arasında yıllara dayanan bir çalışma ilişkisi kurulmuştu. Marka sahibi, 2018 yılında bu üreticiye markasıyla ilgili sınırlı bir kullanım hakkı, yani bir tür lisans tanıdı. Ancak üretici bu hakkın sınırlarını aştı. Marka sahibinin etiketiyle neredeyse birebir aynı etiketleri kullanmaya, işyerine bu markayı taşıyan bir tabela asmaya ve markaya çok benzer bir ibare için kendi adına tescil başvurusu yapmaya başladı. Bunun üzerine marka sahibi, marka hakkına tecavüz ve haksız rekabet nedeniyle dava açtı.</p>



<h2 class="wp-block-heading">2. Tarafların İddia ve Savunmaları</h2>



<p class="wp-block-paragraph">Marka sahibi, üreticiye tanınan hakkın yalnızca sınırlı bir kullanım olduğunu, üreticinin bu sınırı aşarak markayı kendi ürünlerinde ve tabelasında kullandığını, üstelik etiketlerde markanın okunamayacak kadar küçük yazılıp geri kalan kısmın kendi markasıyla birebir aynı hale getirildiğini ileri sürdü. Bu durumun hem marka hakkına tecavüz hem de haksız rekabet oluşturduğunu savundu. Üretici tarafı ise uzun süredir bu ürünleri imal ettiğini ve kullanımının hakka dayandığını öne sürdü. Uyuşmazlığın özü, kendisine sınırlı kullanım hakkı tanınan bir tarafın bu sınırı aşarak markayı kullanmasının hukuki sonucuydu.</p>



<h2 class="wp-block-heading">3. Yargıtay&#8217;ın Kararı ve Gerekçesi</h2>



<p class="wp-block-paragraph">Mahkeme marka sahibi lehine karar verdi ve Yargıtay 11. Hukuk Dairesi 12 Ocak 2026 tarihli kararıyla bu kararı onadı. Dairenin benimsediği ilke şudur: bir kişiye markayı kullanma konusunda sınırlı bir hak tanınmış olması, o kişiye markayı dilediği gibi kullanma yetkisi vermez. Kendisine tanınan sınırın dışına çıkarak markayı kendi ürünlerinde, etiketinde ve tabelasında kullanan taraf, marka hakkına tecavüz etmiş ve haksız rekabette bulunmuş olur. Marka sahibinin etiketiyle karışıklığa yol açacak derecede benzer etiket kullanmak, tüketicinin iki işletmeyi karıştırmasına neden olur ki bu da haksız rekabetin tipik görünümüdür. Benzer bir markayı kendi adına tescil ettirmeye çalışmak da bu tecavüz iradesini güçlendiren bir unsur olarak değerlendirildi.</p>



<h2 class="wp-block-heading">4. İlgili Hukuki İlke: Marka Hakkına Tecavüz ve Haksız Rekabet</h2>



<p class="wp-block-paragraph">Marka, bir işletmenin mal ve hizmetlerini diğerlerinden ayıran işarettir ve tescil ile korunur. Sınai Mülkiyet Kanunu&#8217;na göre, tescilli bir markayı sahibinin izni olmadan kullanmak ya da izin verilen sınırın dışına çıkarak kullanmak marka hakkına tecavüz oluşturur. Haksız rekabet ise Türk Ticaret Kanunu&#8217;nda düzenlenir ve dürüstlük kurallarına aykırı her türlü ticari davranışı kapsar. Başkasının markasıyla karıştırılacak şekilde etiket, ambalaj ya da tabela kullanmak, tüketiciyi yanıltarak onun müşteri çevresinden yararlanmak haksız rekabetin en sık görülen biçimlerindendir. Marka sahibi bu durumda tecavüzün tespitini, durdurulmasını, önlenmesini, sonuçlarının ortadan kaldırılmasını ve uğradığı zararın tazminini talep edebilir. Kendisine lisans ya da kullanım hakkı tanınan tarafın bu hakkın sınırlarını aşması da tecavüz sayılır, çünkü hak ancak tanındığı ölçüde geçerlidir.</p>



<h2 class="wp-block-heading">5. Yapılan En Yaygın Hata</h2>



<p class="wp-block-paragraph">Marka sahiplerinin en sık yaptığı hata, iş ortaklarına ya da üreticilere marka kullanımı konusunda verilen izinleri yazılı ve sınırları net biçimde belirlemeden vermektir. Sözlü ya da muğlak bir izin, sonradan sınırların aşıldığı iddiasını ispatlamayı zorlaştırır. İkinci yaygın hata, taklit ve benzer kullanımların erken fark edilip belgelenmemesidir. Rakip etiketler, tabela fotoğrafları, ürün örnekleri ve tescil başvurularının takibi, açılacak davada belirleyici delil olur. Bir diğer hata, marka tescilinin ihmal edilmesidir. Tescilsiz bir marka da haksız rekabet hükümleriyle korunabilir, ancak tescilli marka çok daha güçlü ve kapsamlı bir koruma sağlar. İşletmeler markalarını mutlaka tescil ettirmeli ve tescil kayıtlarını güncel tutmalıdır.</p>



<h2 class="wp-block-heading">6. Pratik Tavsiyeler</h2>



<ul class="wp-block-list">
<li>Markanızı Türk Patent ve Marka Kurumu nezdinde mutlaka tescil ettirin ve tescili güncel tutun. Tescil, en güçlü korumadır.</li>
<li>İş ortağınıza ya da üreticinize marka kullanım izni verecekseniz, bunu yazılı ve sınırları açıkça belirlenmiş bir sözleşmeyle yapın.</li>
<li>Piyasada markanızın taklit edildiğini ya da benzerinin kullanıldığını fark ederseniz, durumu fotoğraf, ürün örneği ve belgelerle kayıt altına alın.</li>
<li>Benzer marka tescil başvurularını takip edin ve gerektiğinde süresi içinde itiraz edin.</li>
<li>Marka hakkına tecavüz ve haksız rekabet durumunda, tespit, durdurma ve tazminat gibi taleplerinizi zamanında ileri sürmek için hukuki destek alın.</li>
</ul>



<h2 class="wp-block-heading">7. Sonuç ve Ticaret Hukuku Avukatı Değerlendirmesi</h2>



<p class="wp-block-paragraph">Bu karar, marka hakkının ve ticari itibarın ne kadar önemli olduğunu, uzun yıllara dayanan iş ilişkilerinin dahi bu hakları ortadan kaldırmadığını gösteriyor. Bir tarafa markayı kullanma konusunda sınırlı bir hak tanınmış olması, o tarafın markayı dilediği gibi kullanabileceği anlamına gelmez. Sınırın aşılması marka hakkına tecavüz ve haksız rekabet oluşturur. İşletmeler için en sağlıklı yol, markalarını tescil ettirmek, verdikleri kullanım izinlerini yazılı ve sınırlı biçimde düzenlemek ve piyasadaki taklitleri erken fark edip harekete geçmektir. Ticari itibarınızı korumanın yolu, hakkınızı zamanında ve doğru araçlarla savunmaktan geçer.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Ticari ilişkilerde hak ve yükümlülüklere dair benzer bir değerlendirme için <a href="https://kizildaghukuk.com/sirket-muduru-sorumlulugu-ibra/">şirket müdürünün sorumluluğuna ilişkin yazımıza</a> göz atabilirsiniz.</p>



<p class="wp-block-paragraph"><em>Karar künyesi: Yargıtay 11. Hukuk Dairesi, T. 12.01.2026, E. 2025/2037, K. 2026/76. Bu yazı genel bilgilendirme amaçlıdır, somut uyuşmazlığınız için hukuki danışmanlık almanız önerilir.</em></p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Ticaret hukukuna dair diğer yazılarımız için:</strong> <a href="https://kizildaghukuk.com/makaleler/ticaret-hukuku/">Ticaret Hukuku makaleleri</a></p>
<p><a href="https://kizildaghukuk.com/marka-taklit-haksiz-rekabet-is-ortagi/">İş Ortağım Markamı Taklit Ederse Ne Olur? Marka Tecavüzü ve Haksız Rekabet (2026 Yargıtay Kararı)</a> yazısı ilk önce <a href="https://kizildaghukuk.com">KIZILDAĞ HUKUK B&Uuml;ROSU</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Ölen Yakınımın Borçları Bana Kalır mı? Mirasın Hükmen Reddi (2026 Yargıtay Kararı)</title>
		<link>https://kizildaghukuk.com/mirasin-hukmen-reddi-borca-batik-tereke/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[admin]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 14 Aug 2026 19:42:22 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Miras Hukuku]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://kizildaghukuk.com/?p=1045</guid>

					<description><![CDATA[<p>Bir yakınınız vefat ettiğinde geriye sadece mal varlığı değil, borçları da kalabilir. Peki miras bırakanın borçları, mirasçı olarak sizin sırtınıza [&#8230;]</p>
<p><a href="https://kizildaghukuk.com/mirasin-hukmen-reddi-borca-batik-tereke/">Ölen Yakınımın Borçları Bana Kalır mı? Mirasın Hükmen Reddi (2026 Yargıtay Kararı)</a> yazısı ilk önce <a href="https://kizildaghukuk.com">KIZILDAĞ HUKUK B&Uuml;ROSU</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[
<p class="wp-block-paragraph">Bir yakınınız vefat ettiğinde geriye sadece mal varlığı değil, borçları da kalabilir. Peki miras bırakanın borçları, mirasçı olarak sizin sırtınıza yıkılır mı? Özellikle terekenin, yani geride kalan mal varlığının borçları karşılamaya yetmediği durumlarda ne yapılır? Yargıtay 7. Hukuk Dairesi&#8217;nin 15 Haziran 2026 tarihli, 2025/5035 E., 2026/3201 K. kararı, bu soruların cevabını mirasın hükmen reddi kurumu üzerinden veriyor.</p>



<h2 class="wp-block-heading">1. Karara Konu Olan Olay</h2>



<p class="wp-block-paragraph">Bir kişi 4 Mart 2020 tarihinde vefat etti ve geride borca batık bir tereke bıraktı, yani borçları mal varlığından fazlaydı. Miras bırakanın dört mirasçısı vardı. Bu mirasçılardan yetişkin olanlar mirası süresi içinde reddetti. Ancak o tarihte henüz 12 yaşında olan küçük mirasçı adına ret talebinde bulunulmadı, çünkü buna gerek olmadığı düşünülmüştü. Aradan zaman geçti ve 23 Ocak 2024 tarihinde, küçük mirasçı adına miras bırakanın borçları için ödeme emirleri tebliğ edildi. Bunun üzerine küçük adına, terekenin borca batık olduğu ileri sürülerek mirasın hükmen reddedildiğinin tespiti için dava açıldı.</p>



<h2 class="wp-block-heading">2. Tarafların İddia ve Savunmaları</h2>



<p class="wp-block-paragraph">Davacı taraf, miras bırakanın terekesinin ölüm tarihi itibarıyla borca batık olduğunu, borçların mal varlığını aştığını ve bu nedenle küçük mirasçının da mirası reddetmiş sayılması gerektiğini ileri sürdü. Davalı alacaklılar ise savunmalarında, terekenin borca batık olup olmadığının objektif biçimde tespit edilmesi gerektiğini, alacaklarının devam ettiğini belirterek davanın reddini istedi. Uyuşmazlığın özü şuydu: süresi içinde açık bir ret beyanında bulunmayan mirasçı, terekenin borca batık olması halinde yine de mirası reddetmiş sayılır mı?</p>



<h2 class="wp-block-heading">3. Yargıtay&#8217;ın Kararı ve Gerekçesi</h2>



<p class="wp-block-paragraph">Mahkeme davayı kabul etti ve Yargıtay 7. Hukuk Dairesi 15 Haziran 2026 tarihli kararıyla bu kararı onadı. Dairenin dayandığı ilke şudur: miras bırakanın ölümü anında terekesi açıkça borca batık durumdaysa, miras kanun gereği reddedilmiş sayılır. Bu durumda mirasçının ayrıca süresi içinde açık bir ret beyanında bulunmasına gerek yoktur. Mirasçı, terekenin borca batık olduğunu her zaman, hatta kendisine karşı borç için takip başlatıldığında bir defi olarak ileri sürebilir ve mahkemeden mirasın hükmen reddedilmiş olduğunun tespitini isteyebilir. Somut olayda terekenin ölüm tarihinde borca batık olduğu sabit görüldüğü için, küçük mirasçının da mirası reddetmiş sayılacağına karar verildi.</p>



<h2 class="wp-block-heading">4. İlgili Hukuki İlke: Mirasın Gerçek Reddi ve Hükmen Reddi</h2>



<p class="wp-block-paragraph">Türk Medeni Kanunu mirasın reddini iki şekilde düzenler. Birincisi gerçek reddir. Mirasçı, miras bırakanın ölümünü öğrendiği tarihten itibaren üç ay içinde sulh hukuk mahkemesine başvurarak mirası reddedebilir. Bu süre hak düşürücüdür. İkincisi hükmen reddir. Miras bırakanın ölümü anında terekesi borca batık ise, yani borçları mal varlığından fazlaysa, miras herhangi bir başvuruya gerek olmaksızın kendiliğinden reddedilmiş sayılır. Bu durumda mirasçı üç aylık süreyi kaçırmış olsa bile korunur. Terekenin borca batıklığı, alacaklıların açtığı takip veya davada bir defi olarak ileri sürülebileceği gibi, mirasçı tarafından tespit davası yoluyla da mahkemeye taşınabilir. Önemli olan, borca batıklığın ölüm anı itibarıyla ve objektif biçimde ortaya konmasıdır.</p>



<h2 class="wp-block-heading">5. Yapılan En Yaygın Hata</h2>



<p class="wp-block-paragraph">Mirasçıların en sık yaptığı hata, borçlu bir yakının ölümünden sonra hiçbir işlem yapmadan beklemektir. Üç aylık ret süresi kaçırıldığında birçok kişi artık yapacak bir şey olmadığını düşünür. Oysa tereke borca batıksa, mirasın hükmen reddi her zaman ileri sürülebilir. İkinci yaygın hata, özellikle küçük çocuklar adına gerekli adımların atılmamasıdır. Bu karardaki gibi, küçük mirasçı adına zamanında işlem yapılmasa bile, borca batıklık ispatlanarak hükmen ret sağlanabilir. Bir diğer hata, terekeye ait mallara sahip çıkmak ya da onları kullanmaktır. Mirasçı terekeyi benimseyen davranışlarda bulunursa, ret hakkını kaybedebilir. Bu nedenle borçlu bir mirasta terekeye dokunmadan önce hukuki değerlendirme almak önemlidir.</p>



<h2 class="wp-block-heading">6. Pratik Tavsiyeler</h2>



<ul class="wp-block-list">
<li>Borçlu olduğunu düşündüğünüz bir yakınınız vefat ettiğinde, üç aylık ret süresini bekletmeden değerlendirin. Süreyi kaçırmamak en güvenli yoldur.</li>
<li>Üç aylık süre geçmiş olsa bile, tereke borca batıksa mirasın hükmen reddini ileri sürebileceğinizi unutmayın.</li>
<li>Küçük çocuklar adına da gerekli adımların atılması gerekir. Onlar adına işlem yapılmaması ileride sorun doğurabilir, ancak borca batıklık halinde hükmen ret yolu açıktır.</li>
<li>Terekeye ait mallara sahip çıkmaktan ve onları kullanmaktan kaçının. Bu tür davranışlar mirası kabul anlamına gelip ret hakkınızı ortadan kaldırabilir.</li>
<li>Size miras bırakanın borcu için bir ödeme emri ya da takip gelirse, hemen hukuki değerlendirme alın. Hükmen ret bir defi olarak ileri sürülebilir.</li>
</ul>



<h2 class="wp-block-heading">7. Sonuç ve Miras Avukatı Değerlendirmesi</h2>



<p class="wp-block-paragraph">Bu karar, miras bırakanın borçlarının mirasçıların kaderini otomatik olarak belirlemediğini gösteriyor. Tereke borca batıksa, yani borçlar mal varlığını aşıyorsa, miras kanun gereği reddedilmiş sayılır ve mirasçı bu durumu her zaman ileri sürebilir. Üç aylık ret süresini kaçırmış olmak dahi, borca batıklık halinde mirasçıyı borçtan kurtaran hükmen ret yolunu kapatmaz. Miras hukukunda doğru adımı atmak, çoğu zaman terekenin gerçek durumunu bilmekten ve zamanında hareket etmekten geçer. Borçlu bir mirasla karşılaşıldığında, terekeye dokunmadan önce alınacak bir hukuki değerlendirme, mirasçıyı büyük bir yükün altına girmekten koruyabilir.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Miras hukukunda hak ve sürelerin önemine dair benzer bir değerlendirme için <a href="https://kizildaghukuk.com/olunceye-kadar-bakma-muvazaa/">ölünceye kadar bakma sözleşmesi ve muvazaaya ilişkin yazımıza</a> göz atabilirsiniz.</p>



<p class="wp-block-paragraph"><em>Karar künyesi: Yargıtay 7. Hukuk Dairesi, T. 15.06.2026, E. 2025/5035, K. 2026/3201. Bu yazı genel bilgilendirme amaçlıdır, somut uyuşmazlığınız için hukuki danışmanlık almanız önerilir.</em></p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Miras hukukuna dair diğer yazılarımız için:</strong> <a href="https://kizildaghukuk.com/makaleler/miras-hukuku/">Miras Hukuku makaleleri</a></p>
<p><a href="https://kizildaghukuk.com/mirasin-hukmen-reddi-borca-batik-tereke/">Ölen Yakınımın Borçları Bana Kalır mı? Mirasın Hükmen Reddi (2026 Yargıtay Kararı)</a> yazısı ilk önce <a href="https://kizildaghukuk.com">KIZILDAĞ HUKUK B&Uuml;ROSU</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Sözleşmedeki Fahiş Cezai Şart İndirilebilir mi? Tacirin Durumu (2026 Yargıtay Kararı)</title>
		<link>https://kizildaghukuk.com/cezai-sart-indirimi-tacir/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[admin]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 14 Aug 2026 09:49:14 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Sözleşme Hukuku]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://kizildaghukuk.com/?p=1042</guid>

					<description><![CDATA[<p>Sözleşmelere çoğu zaman, tarafların yükümlülüklerini yerine getirmemesi halinde ödenecek bir cezai şart konulur. Peki bu ceza çok yüksekse, yani fahiş [&#8230;]</p>
<p><a href="https://kizildaghukuk.com/cezai-sart-indirimi-tacir/">Sözleşmedeki Fahiş Cezai Şart İndirilebilir mi? Tacirin Durumu (2026 Yargıtay Kararı)</a> yazısı ilk önce <a href="https://kizildaghukuk.com">KIZILDAĞ HUKUK B&Uuml;ROSU</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[
<p class="wp-block-paragraph">Sözleşmelere çoğu zaman, tarafların yükümlülüklerini yerine getirmemesi halinde ödenecek bir cezai şart konulur. Peki bu ceza çok yüksekse, yani fahiş ise, mahkemeden indirim istenebilir mi? Cevap, tarafın tacir olup olmamasına göre değişiyor. Yargıtay 3. Hukuk Dairesi&#8217;nin 23 Mart 2026 tarihli, 2026/852 E., 2026/1534 K. kararı, hem bu konuyu hem de işverenin çalışanının eyleminden sorumluluğunu birlikte ele alıyor.</p>



<h2 class="wp-block-heading">1. Karara Konu Olan Olay</h2>



<p class="wp-block-paragraph">Bir eczacı, Sosyal Güvenlik Kurumu ile imzaladığı eczane protokolü kapsamında çalışıyordu. Eczanede kalfa olarak çalışan bir kişi, eczacının bilgisi dışında sahte reçeteler düzenledi ve bu reçetelerdeki ilaçları üçüncü kişilere satarak menfaat sağladı. Sahte reçetelerin Kuruma fatura edilmesi üzerine, Kurum protokole dayanarak eczacının sözleşmesini feshetti ve yaklaşık 397.768 TL cezai şart uygulanacağını bildirdi. Eczacı buna karşı dava açtı. İddiası şuydu: bu eylemleri kalfası yapmıştı, kendisinin kusuru yoktu, cezaların şahsiliği ilkesi gözetilmeliydi ve bu ceza kendisini ekonomik olarak çökertecek boyuttaydı. Bu nedenle cezanın iptalini, olmazsa indirilmesini talep etti.</p>



<h2 class="wp-block-heading">2. Tarafların İddia ve Savunmaları</h2>



<p class="wp-block-paragraph">Eczacı, sahte reçeteleri düzenleyenin kendisi olmadığını, çalışanının bilgisi dışında hareket ettiğini ve reçete bedelini Kuruma ödeyerek zararı zaten giderdiğini ileri sürdü. Kurum ise işleminde herhangi bir hukuka aykırılık bulunmadığını, protokolün açık olduğunu savunarak davanın reddini istedi. Uyuşmazlığın iki temel sorusu vardı: Birincisi, eczacı çalışanının eyleminden sorumlu tutulabilir mi? İkincisi, tacir olan eczacı bu cezai şartın fahiş olduğunu ileri sürerek indirim isteyebilir mi?</p>



<h2 class="wp-block-heading">3. Yargıtay&#8217;ın Kararı ve Gerekçesi</h2>



<p class="wp-block-paragraph">Yargıtay, iki temel ilkeyi ortaya koydu. Birincisi, adam çalıştıranın sorumluluğudur. Eczacı, çalıştırdığı kalfanın eczanedeki eylemlerinden sorumludur. Sahte reçeteleri bizzat düzenlememiş olması onu kurtarmaz, çünkü Kurumla imzalanan sözleşmenin tarafı kendisidir ve çalışanının işyerindeki fiillerinden sorumlu tutulur. İkincisi, cezai şartta indirim konusudur. Tacir olan bir kişi, kural olarak sözleşmedeki cezai şartın fahiş olduğu gerekçesiyle indirim isteyemez. Çünkü tacir, ticari hayatında basiretli davranmak zorundadır ve imzaladığı sözleşmenin sonuçlarını önceden öngörmesi beklenir. Bu nedenle mahkeme, kural olarak cezadan indirim yapılamayacağını belirtti. Ancak Yargıtay, sonradan eczacı lehine değişen protokol hükümlerinin de değerlendirilmesi gerektiğini belirterek kararı bu yönden bozdu ve dosyanın yeni düzenlemeler ışığında yeniden ele alınmasını istedi.</p>



<h2 class="wp-block-heading">4. İlgili Hukuki İlke: Cezai Şart, Tacir ve Adam Çalıştıranın Sorumluluğu</h2>



<p class="wp-block-paragraph">Cezai şart, bir borcun hiç ya da gereği gibi yerine getirilmemesi halinde ödenmesi kararlaştırılan bir bedeldir. Türk Borçlar Kanunu, aşırı yüksek cezai şartların hakim tarafından indirilebileceğini kabul eder. Ancak burada önemli bir istisna vardır. Türk Ticaret Kanunu&#8217;nun 22. maddesine göre, tacir sıfatını taşıyan borçlu, cezai şartın fahiş olduğunu ileri sürerek indirim talep edemez. Bunun nedeni, tacirin ticari faaliyetinde basiretli bir iş adamı gibi davranma yükümlülüğüdür. Yani tacir, imzaladığı sözleşmedeki cezanın ağırlığını baştan hesaba katmış sayılır. Adam çalıştıranın sorumluluğu ise, bir kişinin çalıştırdığı kişilerin işlerini görürken üçüncü kişilere ya da sözleşmenin karşı tarafına verdiği zararlardan sorumlu olması ilkesidir. İşveren, çalışanının işyerindeki eylemlerinden doğan sonuçlara katlanmak zorundadır.</p>



<h2 class="wp-block-heading">5. Yapılan En Yaygın Hata</h2>



<p class="wp-block-paragraph">Tacirlerin en sık yaptığı hata, sözleşmedeki cezai şartı önemsememek ve &#8220;nasıl olsa fahiş olursa mahkeme indirir&#8221; diye düşünmektir. Oysa tacir için bu yol kural olarak kapalıdır. İmzalanan her sözleşmedeki ceza koşulu, olduğu gibi uygulanabilir. İkinci yaygın hata, işletme sahiplerinin çalışanlarının eylemlerinden sorumlu olmayacaklarını sanmalarıdır. Çalışanın işyerinde yaptığı hukuka aykırı bir işlem, çoğu zaman işvereni de bağlar ve maddi sonuç doğurur. Bu nedenle işe alım, denetim ve iç kontrol süreçleri işletmeler için sadece idari değil, hukuki bir korumadır. Sözleşme imzalarken cezai şart maddelerini dikkatle okumak ve müzakere etmek, sonradan telafisi güç sonuçların önüne geçer.</p>



<h2 class="wp-block-heading">6. Pratik Tavsiyeler</h2>



<ul class="wp-block-list">
<li>Tacirseniz, sözleşmedeki cezai şart maddelerini imzalamadan önce dikkatle değerlendirin. Fahiş olduğu gerekçesiyle indirim isteme yolunuz kural olarak kapalıdır.</li>
<li>Cezai şartın miktarını ve hangi durumlarda uygulanacağını sözleşme aşamasında müzakere edin.</li>
<li>İşletme sahibiyseniz, çalışanlarınızın eylemlerinden sorumlu olabileceğinizi unutmayın. İç denetim ve kontrol süreçlerine önem verin.</li>
<li>Çalışanınızın hukuka aykırı bir eylemi ortaya çıktığında, zararı gidermek kadar durumu belgelemek de önemlidir.</li>
<li>Uzun vadeli ya da yüksek bedelli sözleşmelerde, cezai şart ve sorumluluk maddeleri için önceden hukuki değerlendirme almak ileride büyük kayıpları önler.</li>
</ul>



<h2 class="wp-block-heading">7. Sonuç ve Sözleşme Hukuku Avukatı Değerlendirmesi</h2>



<p class="wp-block-paragraph">Bu karar, sözleşme imzalamanın özellikle tacirler için ne kadar dikkat gerektirdiğini gösteriyor. Sözleşmedeki cezai şart, tacir açısından fahiş olsa dahi kural olarak indirilmez, çünkü tacirin basiretli davranması beklenir. Ayrıca işletme sahibi, çalışanının işyerinde yaptığı hukuka aykırı eylemlerden de sorumlu tutulabilir. Bu iki ilke bir arada düşünüldüğünde, sözleşme aşamasında atılacak dikkatli adımların ve iç denetim süreçlerinin önemi ortaya çıkıyor. Ticari ilişkilerde sonradan yaşanacak ağır sonuçların önüne geçmenin yolu, sözleşmeyi imzalamadan önce her maddesini doğru değerlendirmekten geçer.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Ticari ilişkilerde sorumluluk ve yükümlülüklere dair benzer bir değerlendirme için <a href="https://kizildaghukuk.com/sirket-muduru-sorumlulugu-ibra/">şirket müdürünün sorumluluğuna ilişkin yazımıza</a> göz atabilirsiniz.</p>



<p class="wp-block-paragraph"><em>Karar künyesi: Yargıtay 3. Hukuk Dairesi, T. 23.03.2026, E. 2026/852, K. 2026/1534. Bu yazı genel bilgilendirme amaçlıdır, somut uyuşmazlığınız için hukuki danışmanlık almanız önerilir.</em></p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Sözleşme hukukuna dair diğer yazılarımız için:</strong> <a href="https://kizildaghukuk.com/makaleler/sozlesme-hukuku/">Sözleşme Hukuku makaleleri</a></p>
<p><a href="https://kizildaghukuk.com/cezai-sart-indirimi-tacir/">Sözleşmedeki Fahiş Cezai Şart İndirilebilir mi? Tacirin Durumu (2026 Yargıtay Kararı)</a> yazısı ilk önce <a href="https://kizildaghukuk.com">KIZILDAĞ HUKUK B&Uuml;ROSU</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Şirket Müdürü Zarardan Kişisel Olarak Sorumlu Olur mu? İbra ve Müdürün Sorumluluğu (2026 Yargıtay Kararı)</title>
		<link>https://kizildaghukuk.com/sirket-muduru-sorumlulugu-ibra/</link>
					<comments>https://kizildaghukuk.com/sirket-muduru-sorumlulugu-ibra/#comments</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[admin]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 14 Aug 2026 09:36:07 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Şirketler Hukuku]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://kizildaghukuk.com/?p=1039</guid>

					<description><![CDATA[<p>Bir limited şirkette müdür olarak görev yapan kişi, görev döneminde şirketi zarara uğratırsa bu zarardan kendi malvarlığıyla sorumlu tutulabilir mi? [&#8230;]</p>
<p><a href="https://kizildaghukuk.com/sirket-muduru-sorumlulugu-ibra/">Şirket Müdürü Zarardan Kişisel Olarak Sorumlu Olur mu? İbra ve Müdürün Sorumluluğu (2026 Yargıtay Kararı)</a> yazısı ilk önce <a href="https://kizildaghukuk.com">KIZILDAĞ HUKUK B&Uuml;ROSU</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[
<p class="wp-block-paragraph">Bir limited şirkette müdür olarak görev yapan kişi, görev döneminde şirketi zarara uğratırsa bu zarardan kendi malvarlığıyla sorumlu tutulabilir mi? Peki müdür, ayrılırken imzaladığı bir protokolle bu sorumluluktan kurtulabilir mi? Yargıtay 11. Hukuk Dairesi&#8217;nin 22 Mart 2026 tarihli, 2025/4957 E., 2026/1580 K. kararı, şirket ortaklarını ve yöneticileri yakından ilgilendiren bu sorulara net cevaplar veriyor.</p>



<h2 class="wp-block-heading">1. Karara Konu Olan Olay</h2>



<p class="wp-block-paragraph">Bir kişi, kurulan limited şirkete kuruluş tarihinden itibaren ortak oldu ve aynı anda şirketin tek yetkili müdürü olarak atandı. Yaklaşık bir buçuk yıl bu görevi tek başına yürüttü, sonra hisselerini devrederek ortaklıktan ayrıldı. Ayrılışının ardından şirketin banka ve muhasebe kayıtları üzerinde yapılan incelemede, müdürün görev döneminde usulsüz, kanuna ve ana sözleşmeye aykırı işlemlerle şirketi zarara uğrattığı tespit edildi. Şirket, müdürü genel kurula ve faaliyet raporu sunmaya çağırdı, ancak müdür katılmadı. Genel kurulda müdürün ibra edilmemesine ve hakkında sorumluluk davası açılmasına karar verildi. Şirket, uğradığı zarar için şimdilik 50.000 TL maddi tazminat talebiyle dava açtı.</p>



<h2 class="wp-block-heading">2. Tarafların İddia ve Savunmaları</h2>



<p class="wp-block-paragraph">Şirket, müdürün görev döneminde yaptığı usulsüz işlemlerle kendisini zarara uğrattığını, bu nedenle zararın tazmin edilmesi gerektiğini ileri sürdü. Müdür ise savunmasında, herhangi bir usulsüz işleminin bulunmadığını ve daha da önemlisi, ayrılırken imzalanan bir protokolle bu tarihten önceki tüm faaliyetlerinden dolayı ibra edildiğini, yani aklandığını öne sürdü. Böylece uyuşmazlığın merkezine şu soru yerleşti: özel bir protokolle yapılan ibra, müdürü şirkete karşı sorumluluktan kurtarır mı?</p>



<h2 class="wp-block-heading">3. Yargıtay&#8217;ın Kararı ve Gerekçesi</h2>



<p class="wp-block-paragraph">Mahkeme ve Yargıtay 11. Hukuk Dairesi, müdürün ibra savunmasını kabul etmedi. Kararın dayandığı temel ilke şudur: bir şirket müdürünün ibrası, ancak şirket genel kurulunda, usulüne uygun biçimde yapılabilir. Geçerli bir ibra için, ibraya konu olan işlemlerin genel kurulda açıkça tartışılması ve ortakların bilgisine sunulması gerekir. Bu davada müdür, ayrılırken bazı kişilerle imzaladığı özel bir protokole dayanıyordu. Oysa bu protokol, genel kurulun yerini tutmaz ve müdürü sorumluluktan kurtarmaz. Kaldı ki şirketin genel kurulu müdürü açıkça ibra etmemiş, aksine hakkında sorumluluk davası açılmasına karar vermişti. Bu nedenle müdür, görev döneminde şirketi uğrattığı zarardan kişisel olarak sorumlu tutuldu.</p>



<h2 class="wp-block-heading">4. İlgili Hukuki İlke: Müdürün Sorumluluğu ve İbranın Şartları</h2>



<p class="wp-block-paragraph">Türk Ticaret Kanunu&#8217;na göre şirket müdürleri, görevlerini yerine getirirken özen ve sadakat yükümlülüğü altındadır. Bu yükümlülüğe aykırı davranarak, yani kanuna ya da ana sözleşmeye aykırı işlemlerle şirketi zarara uğratan müdür, bu zarardan kişisel olarak sorumlu olur. Müdürün bu sorumluluktan kurtulmasının yolu ibradır. İbra, genel kurulun müdürün belli bir döneme ait işlemlerini onaylayarak onu aklamasıdır. Ancak ibranın geçerli olması için şeklî şartları vardır: ibra genel kurulda alınmalı, ibraya konu işlemler açıkça gündeme getirilip tartışılmalı ve ortakların bilgisine sunulmalıdır. Şirket dışında, özel bir protokolle ya da bazı kişilerin kendi aralarında yaptığı bir anlaşmayla verilen ibra, şirket ve diğer ortaklar bakımından geçerli sayılmaz. Genel kurul müdürü ibra etmemişse, müdür hakkında sorumluluk davası açılabilir.</p>



<h2 class="wp-block-heading">5. Yapılan En Yaygın Hata</h2>



<p class="wp-block-paragraph">Uygulamada müdürlerin en sık yaptığı hata, görevden ayrılırken imzalanan bir devir protokolünün ya da ortaklar arası bir anlaşmanın kendilerini tüm sorumluluktan kurtaracağını sanmalarıdır. Oysa bu karardan görüldüğü gibi, geçerli bir ibra ancak genel kurulda ve usulüne uygun biçimde alınabilir. Bir diğer yaygın hata, müdürün ayrılırken şirketin hesap ve kayıtlarına ilişkin durumunu belgelememesi, yani devir sırasında bir tespit yaptırmamasıdır. Şirket ortakları açısından ise en sık görülen hata, müdürün usulsüz işlemlerini zamanında fark edip genel kurulda gündeme getirmemek ve sorumluluk davası için gereken kararı almamaktır. İbra edilmeme kararının usulüne uygun alınması, açılacak davanın temelini oluşturur.</p>



<h2 class="wp-block-heading">6. Pratik Tavsiyeler</h2>



<ul class="wp-block-list">
<li>Şirket müdürüyseniz, görevden ayrılırken özel bir protokole güvenmeyin. Gerçek koruma, genel kurulda usulüne uygun alınmış bir ibra kararıdır.</li>
<li>Görev döneminizdeki işlemlerin kayıtlarını ve belgelerini düzenli tutun. Ayrılırken şirketin mali durumuna ilişkin bir tespit yaptırmak sizi korur.</li>
<li>Şirket ortağıysanız, müdürün işlemlerini genel kurulda düzenli olarak inceleyin ve ibra kararını bilinçli verin.</li>
<li>Müdürün usulsüz işlemlerini fark ettiğinizde, ibra etmeme ve sorumluluk davası açma kararını genel kurulda usulüne uygun alın.</li>
<li>Hem müdür hem ortak açısından, görev devri ve ibra süreçlerinde önceden hukuki destek almak ileride açılabilecek davaların sonucunu belirler.</li>
</ul>



<h2 class="wp-block-heading">7. Sonuç ve Şirketler Hukuku Avukatı Değerlendirmesi</h2>



<p class="wp-block-paragraph">Bu karar, şirket yöneticiliğinin ciddi bir sorumluluk taşıdığını ve bu sorumluluktan kurtulmanın belirli kurallara bağlı olduğunu gösteriyor. Müdür, görev döneminde şirketi zarara uğratan usulsüz işlemlerden kişisel olarak sorumludur. Bu sorumluluktan ancak genel kurulda, usulüne uygun alınmış bir ibra kararıyla kurtulabilir. Kenarda imzalanan özel bir protokol ya da ortaklar arası bir anlaşma bu işlevi görmez. Şirket ortakları ve yöneticileri için doğru yol, ibra ve sorumluluk süreçlerini baştan doğru kurmak, kayıtları düzenli tutmak ve gerektiğinde zamanında hukuki adım atmaktır. Böylece hem şirketin hem de bireylerin hakları korunur.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Ortaklık ilişkilerinde hak ve sorumluluklara dair benzer bir değerlendirme için <a href="https://kizildaghukuk.com/sirket-kar-dagitmama-hakli-sebeple-fesih/">şirketin kâr dağıtmaması ve haklı sebeple fesih konulu yazımıza</a> göz atabilirsiniz.</p>



<p class="wp-block-paragraph"><em>Karar künyesi: Yargıtay 11. Hukuk Dairesi, T. 22.03.2026, E. 2025/4957, K. 2026/1580. Bu yazı genel bilgilendirme amaçlıdır, somut uyuşmazlığınız için hukuki danışmanlık almanız önerilir.</em></p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Şirketler hukukuna dair diğer yazılarımız için:</strong> <a href="https://kizildaghukuk.com/makaleler/sirketler-hukuku/">Şirketler Hukuku makaleleri</a></p>
<p><a href="https://kizildaghukuk.com/sirket-muduru-sorumlulugu-ibra/">Şirket Müdürü Zarardan Kişisel Olarak Sorumlu Olur mu? İbra ve Müdürün Sorumluluğu (2026 Yargıtay Kararı)</a> yazısı ilk önce <a href="https://kizildaghukuk.com">KIZILDAĞ HUKUK B&Uuml;ROSU</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://kizildaghukuk.com/sirket-muduru-sorumlulugu-ibra/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>2</slash:comments>
		
		
			</item>
	</channel>
</rss>
